haatu

yapacak bir şey yok !

İki İnatçı Keçi Olmamak

Hepimiz iki inatçı keçi hikayesini biliyoruzdur, ilkokul yıllarında okumuşuzdur. Hikayemiz nasıldı?

“İki inatçı keçi kırlara otlamaya gitmişler. Her taraf yemyeşil taptaze çimenlerle doluymuş.
Keçiler otlaya otlaya ırmağın kenarına kadar gelmişler. Keçilerden birisi ırmağın bir yakasında, diğeri öbür yakasında otlamaktaymış.
Derken ikisi de ırmağın üzerindeki köprünün ortasına gelmişler. İki keçi, köprüde burun buruna gelmişler.
Keçilerden birisi yol istemiş:
- Yol ver de karşıya geçeyim.
Diğer keçi yol vermeye yanaşmamış:
- Once ben geldim, sen bana yol ver.

Keçilerin ikisi de inatçı mı inatçı. Köprüde kafa kafaya toslaşmışlar.
İkisi de kavga etmekten yorgun düşmüşler.
Bir tos, bir tos daha derken, keçilerin ikisi birden dengesini kaybedip, ırmağa düşmüşler.
İki keçi, ırmakta bata çıka sürüklenmeye başlamışlar. Boğulmak üzereyken yaptıkları hatayı anlamışlar.
Son sözleri:
- Keşke ikimizde bu kadar inatçı olmasaydık! Olmuş.”

Hayatımızın bir anında hepimiz inatçı keçi olmuşuzdur.  İnatçı keçi olmak kötü birşey mi?  Hayatımızdaki olumsuzluklara karşı inatçı olmalıyız, sonuna kadar inatçı keçiliğimize devam etmeliyiz. Bir şeyi başarmak istiyoruz, evet  inatçı keçi olmalıyız. Bayanlar özellikle sizler inatçı olmalısınız. Neye karşı mı? Toplumda sizi yok sayanlara karşı, sizi sadece görsel malzeme olarak görenlere karşı. Sizi iş dünyasında ezmek isteyen, sırf siz bayan olduğunuz için görmemezlikten gelenlere karşı inatçı olmalısınız. Sonuna kadar da inatçı keçi olmalısınız.

Amaaaaaaa insanlara saygısızlıkta, yaptığınız kötü davranışlarda inatçı olmamalısınız. Hayatta hep sizin istedikleriniz olamaz. Tamam belki küçüklükten başlayarak bu şekilde yetiştirildiniz ama bunu diğer insanlar üzerinde denemeyin. Çünkü hayatta sizden başka inatçı keçilerde olabilir.

Ya iki inatçı keçi karşı karşıya gelirse???  Şimdi ne olacak?

Ya hikayedeki gibi ikiside boğulacak, son anda farkına varacaklar yaptıklarını… ya da birisi yol verecek ve diğeri geçecek. Siz yol verdiğiniz zaman belki diğer keçi gülecek size, “Evet, bu yol benim işte. En büyük benim. Yendim seni diyecek”  Siz ne diyeceksiniz “Zavallı, inatçı keçi…. Düştüğün durumu bir görsen….” aklınıza gelince sinirlenmeyecek misiniz? evet sinirleneceksiniz. ama niye yol verdim diye sinirlenmeyin. Sadece onun zavallılığına gülün…

Paylaşın...
  • Twitter
  • GoogleBuzz
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Reddit
  • RSS
  • Add to favorites

pozitif düşünce vs. vs.

Bugün bu yazıyı ilk gördüğümde yine bir olumlu düşünme saldırısıyla karşılaştığımı sanmıştım.

Yani bilirsiniz işte herkesin birbirine söyle olumlu düşün ki herşey olumlu olsun hayatın değişsin vs. vs.
İnsanın kendi hayatı üzerindeki gücünü kabul ediyorum ama artık geyikleşmiş klişeler midemi bulandırıyor.
Hele şu “Secret”tan sonra olay iyice abardı artık.

Neyse bu okuduğum daha konsantre yönlendirmelerde bulunuyor aslında
aynı şeyi 50 kez tekrarlayıp beynimize sokmaya yönelik yazılardan değil.
Ayrıca “neden olmasın ki” diye düşünesiniz diye size mucizevi hayat hikayeleri ve başarı öyküleri de anlatmıyor.
Çok klasikleşmiş cümlelerin yanında aslında kendi kültürümüzde yer etmiş bir çok yaklaşım da var.

Bakınız şu cümleler kullanılmış yazıda;

  • Kendinize neden yapamıyorum diyeceğinize birşeylerin olabileceğini farkedin.
  • Kendi içinizdeki sesin farkına varın.
  • Olumsuz düşüncelerinizi bir böcek gibi ezin ve onları olumlularıyla değiştirin.
  • Sahip olduklarınızı sevin.
  • Hergün yaşamınıza, yetenek ve becerilerinize ve diğer insanların varlığına şükredin.
  • Sahip olduklarınıza odaklanın, olamadıklarınıza değil.
  • Kendizi başkalarıyla karşılaştırmayın ama onlardan ilham alın.
  • Eleştirileri içtenlikle kabul edin ama uzlaşmaz, negatif kişilerinkini değil.
  • Kötü şeyleri gizlenmiş bir hayır, bir iyilik olarak görün. (her işte bir hayır vardır…)
  • Başarısızlığı başarayı giden yolda bir adım olarak görün.
  • Çevrenizi olumlu insanlarla donatın.
  • Daha az şikayet edip daha çok gülümseyin
  • Kendinizi zaten olumlu bir kişiymişsiniz gibi hayal edin ve sonraki hareketinizde o kişiye dönüşün…
How to Be a Positive Person, in Under 300 Words
Paylaşın...
  • Twitter
  • GoogleBuzz
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Reddit
  • RSS
  • Add to favorites

rahatsız etmeyin!

Kelime olarak düşünüldüğünde sanki ben şimdi çok rahatım ve bu rahatımı bozmayın gibi geliyor insanın aklına. Ama aslında söylenmek istenen şey

“Şu anda birşeyle uğraşıyorum ve senin işin bekleyebilir!”

Çok mu kaba oldu?
Bence değil çünkü yapılan araştırmalar ofiste çalışan bir kişinin saatte ortalama 4 kez rahatsız edildiğini, dikkatinin dağıtıldığı yada çalıştığı işin bölündüğü yönünde.
Dahası bu bölünmelerin ardandan çalışan %40 oranında işine kaldığı yerden devam etmiyor.
Ve daha da kötüsü çalışılan iş karmaşık bir hale geldikçe işe kaldındığı yerden devam etmesi çok daha zorlaşıyor.
Kendi yaşadıklarınızı düşünün. İş arkadaşlarınızın olur olmaz yere size laf atmalarını… Yada inanılmaz ve dayanılmaz sıklıkta çalan telefonları…
Şimdi kimdi hatırlamıyorum ama havuzun içinde yerleştirdiği bir fanusun içinde çalışmalarını yapan birinden bahsedilmişti. Belki sadece bir efsane… Önemli değil zaten çünkü bunu duyduğumdan beri hep bir fanusta tek başıma sadece işimi yapmak istemişimdir.
Rahatsız edilmeden işe odaklanmış bir şekilde çalışmak…
Ev ofisimde serbest çalıştığım zamanlarda gündüzleri uyuyup geceleri çalışırdım. Belki vampir hikayelerine olan sempatimin başka bir sebebi de budur…
Konumuza geri dönersek bir fanus içerisindeki çalışma ortamını bize kimse sunmayacağına göre bu işi başka türlü çözmemiz lazım.
Her telefonu açmayabiliriz mesela.
Ama bu herşeyi çözmüyor tabiki.
Ya iş arkadaşlarımız?
Onları eğitmemiz lazım…
Hatırlayın birisi size birşey sorduğunda yada istediğinde onlara nasıl davranıyorsunuz?
Belki müsait olmadığınızı söylüyorsunuz ama nedense hiç işe yaramıyor değil mi?
Hepimiz aynı hatayı yapıyoruz, insanlara karşı kötü olmamak istiyoruz, onlar tarafından sevilmek, onlara karşı iyi olmak ve kaba görünmemek…
Ne oluyor peki? Sizi çalışırken rahatsız etmeye devam ediyorlar.
Rahatsız edildiğiniz de gülümseyerek cevap vermeyin. Kahve molasında yada öğle arasında konuşabileceğinizi söyleyin ve sözünüzü tutun.
Peki ya “Ama kısa birşey soracağım” gibi konuşma devam ederse?
Kuralınızı asla bozmayın. Kısa yada uzun hiç önemli değil.
Sorusuna cevap vermeyin. Sadece daha sonra konuşacağınızı söyleyin.
İşinizi kimsenin bölmesine izin vermediğinizi herkese öğretin.
Daha sonrasında isterseniz arkadaşınıza bu durumu açıklayabilirsiniz.
Unutulmaması gereken konsantrasyon bozulduğunda tekrar geri dönmesi pek kolay değil.
Bunu hem kendimiz hemde başkaları için aklımızdan çıkartmamakta fayda var.
Paylaşın...
  • Twitter
  • GoogleBuzz
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Reddit
  • RSS
  • Add to favorites

destan yakında sinemalarda !

Yukarıdaki görüntü tanıdık geliyor mu? PC’de gördüğüm(üz) ilk oyunlardan biri “Prince of Persia”. Yeşil siyah ekranlarda saatlerce oynadığımız (bu oyunu oynadığım sıralarda kullandığım PC’nin sabitdiski bile yoktu lütfen yukardaki renkli görüntü sizi yanıltmasın) platform  klasiklerinden bu oyunu bilmeyen genç arkadaşlar için biraz anlatayım…
Bir kalenin yada saray mı desek bilemiyorum içinde vuku buluyor olaylar. Baş kahramanız o odadan bu odaya
şu koridordan bu koridora koşturup karşısına çıkan düşmanları kılıcıyla alt etmeye çalışırken bir de oradan buraya zıplayıp atletik kabiliyitlerini sergiliyor. Tek bir amacı var ki o da  kötü adamımız Caffar’ın elinden prensesi kurtarmak. Klasik bir senaryo değil mi? Ama oyunun 1989 da yazıldığını unutmayalım lütfen…

Nerden geldik bu konuya şuradan. Artık neyin filmini çeksem diye tırım tırım ortalıkta dolaşan Hollywood’lu yapımcılar bir süreden beri oyunlara el atmış durumdalar. Bildiğim kadarıyla ilk Hollywood adaptasyonu 1993 yılında Mario için yapılmıştı…

İşte yine bir klasik olan Prince of Persia yakında vizyona girecek. Baş rollerinde pek sevdiğim filmlerden biri olan Donnie Darko ile ünlenen Jake Gyllenhaal  ve Quantum of Solace’dan tanıdığımız Gemma Arterton oynuyor… Mayıs ayında gösterime girecek olan film bakalım nasıl bir hayal kırıklığı yaratacak :)

Çok ümitsiz yazıyorum biliyorum ama hangi oyun adaptasyonu doğru düzgün bir film oldu ki???
Resident Evil mı? Tartışılır…

Bu arada bu sen Resident Evil ‘ın 4. filmi vizyona girecek…
ve destan Prince of Persia mı diye soracak olursanız, hayır.Yapımcılar bizim prense “Dastan” adını vermişler ki bizim deki “destan”ın farsçası…

Paylaşın...
  • Twitter
  • GoogleBuzz
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Reddit
  • RSS
  • Add to favorites
Michael Bungay Stanier güzel bir yazısının bir parçasını sizle paylaşmak istiyorum…

Hayatımızda net bir şekilde  hayır demenin kolay olduğu bazı insanlar vardır.

  • 1. Grup: Çok yakın ilişkiler içinde olduklarınız; eşiniz, çocuklarınız, en iyi arkadaşınız gibi…
  • 2. Grup: Hiç bir ilişkiniz olmayanlar; telefonda size bir şey satmaya çalışan birisi gibi…

Bir de bu grupların dışında kalan büyük bir grup vardır ki meselemiz bunlarla.
Kimler mi? Mesela iş arkadaşlarınız…
Bu yüzden Hayır demeyi düşünmeyi bırakın.
Nasıl daha yavaş bir şekilde Evet  diyebileceğinizi düşünün.
Çünkü asıl sorun sadece Evet demek değil, hızlı bir şekilde Evet demektir.

Daha yavaş bir şekilde evet demek

Şimdi bir bakalım.
Biri geldi sizden birşey yapmanızı istiyor.
Ve siz başınızı sallayıp onu dinlerken diyorsunuz ki ” Tabi – ama önce bir kaç  sorum olacak”
Ve sonra aşağıdaki sorulardan en az 3 tanesini seçip sormaya başlıyorsunuz

  • Neden benden istiyorsun?
  • Başka kimden istedin?
  • Acil derken ne kastediyorsun?
  • Şayet bu işin bir kısmını yapsam hangisi olur?
  • Bu işin hangi kısmı sadece benim yapabileceğim bir şey?
  • Ne standartta bu işin yapılmasını bekliyorsun?
  • Bu iş yapılacaklar listemde bekleyen X,Y ve Z işlerinden daha mı acil?
  • Benim hakkımda bu iş ile ilgili x kişisi ile görüştün mü?
  • “En önemli proje”mize bu iş nasıl bir katkıda bulunacak?

Eminim neden bahsettiğimi anladınız. Ve hiç şüphem yokki sizde bu listeye bir kaç soru daha ekleyebilirsiniz.
Daha yavaşa bir şekilde evet demeye başladığınızda aşağıdaki 4 şeyden biri olacak.

Birincisi, karşıdaki kişi sorularınız hepsini cevaplar ve Evet diyebileceğiniz bir ortam oluşur ki bu güzel birşeydir. Çünkü doğru bir sebep için Evet diyeceksinizdir.

İkincisi, size soru sormayı kesip işe başlamanız söylenir. (ne yazık ki bu yöntem her zaman işe yaramayabilir)

Üçüncüsü, sorularınız ardından onları cevaplandırmak için giderler böylece size en azından biraz daha vakit kazandırır.

Ve son olarak (tabiki beklediğimiz güzel sonuç) gidip onlara daha az sorun çıkartacak yavaş evet deme sanatı konusunda bilgisiz birisinden bu işi isterler.

tamamı için …

Paylaşın...
  • Twitter
  • GoogleBuzz
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Reddit
  • RSS
  • Add to favorites

  • Abonelikler


           
  • Kategoriler

  • Arşiv

  •