haatu

yapacak bir şey yok !

neden hayır demelisin?

Hayır diye bilmek bir çoğumuzun muzdarip olduğu bir konu. Daha önceden nasıl hayır denilebilineceği konusunda bir yazıyı paylaşmıştım.  Hızımı alamayıp biraz daha değinmek istiyorum bu konuya.

Liderlik evet değil, hayır deme sanatıdır. Evet demek çok kolaydır.   Tony Blair

Evet diyip insanları kırmadığınızı düşünüyorsunuz değil mi? Hayal kırıklığıda yok!
Ama kimin için? Onlar için… Peki ya siz?
Altından kalkamayacağınız sorumluklar ve  yapamayacağınız şeyler için hala evet mi diyorsunuz?
Kendi önceliklerinizi düşünün…
Başkalarının öncelikleri için mi evet diyorsunuz?

Steve Chandler, fikirlerini ve anlatımını sevdiğim bir yazar, başarı koçu, güçlü bir konuşmacı ve iş danışmanı…

İlişkiler üzerin yazdıklarında olaya farklı bir bakış açısından yaklaşıyor ve herşeyden önce “ne istemediğinize bir bakın” diyor.  Neyi yapmak istemiyorsunuz? Başarmak istediğimiz konuları ele alırken ne istediğimizi tarfilemek, ne istemediğimizi belirttiğimizde daha net bir hale gelir. Hayır çok güçlü bir kelimedir. Olaylar karışısında bir duruştur. Akışları engeller…Tek bir hayır ile her şeyi değiştirebilecek bir güç ortaya çıkabilir. ve hayır diyemezseniz bir gün dünya başınıza yıkılabilir. Önce ne istemediğinizi neyi kabul etmediğinizi belirtin.

Ne istediğinizi, neyin öenmli olduğunu bilmezseniz neye hayır diyeceğinizi bilmezsiniz…

Paylaşın...
  • Twitter
  • GoogleBuzz
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Reddit
  • RSS
  • Add to favorites

Klasik yaklaşıma göre bir uygulama uzun ömürlü ve sağlam olmadır. Ama artık eğilimler bu yönde değil. Yazılacak uygulamalar esnek olmak zorunda. Bu konu zaten yazılım mimarisininde önemli ilkelerinden biri. Gelecekte uygulamanın yeni ihtiyaçlar ve sıkıntılarda nasıl değişebileceğinin ele alınması ve bu durumu destekleyecek esneklikte yapılandırmaya gidilmesi gerekli. Peki nasıl mı?

Bir yazılım mimarı olarak geleceği görümeniz lazım. Bilgi ve tecrübeleriniz size işlerin nereye varacağını tahmin etmenizde yol gösterecektir. Uygulamanın, kullanıcıların ve işletmenin yapısına ne kadar hakim olursanız o kadar uzağı görebilirsiniz.

Esneklik sağlamaya çabalarken asıl amaçlanan hedefinizden asla sapmayın. Ek özellikler ve işlevler yüzünden asıl önceliklerinizi kaybetmeyin. Sonu gelmez ek özellikler okyanusunda boğulmamak için önce geminizi bitirin.

Bir diğer noktada uygulamanızın birimselliği(modülerlik). Değişime yatkınlık ve esneklik bakımından  birimlerin/sınıfların zayıf ilişkili (loosely coupled) olması ileride karşılaşabileceğiniz talihsizliklerden kolay bir şekilde kurtulmanızı sağlayacaktır.

Ve tabiki açıklık. Her türlü değişik düşünce ve yaklaşıma önyargısız yaklaşın. Uygulamaya katabileceklerini görmeye çalışın. Tabi gerekli gereksiz her yeni teknolojiyi uygulamanıza gömmeye çalışmaktan bahsetmiyoruz. Mümkün olduğunca basit ve sade bir biçim kurgulamaya çalışmalısınız. Kendi yarattığınız bir karmaşa ortamından kurtulmanız zor olabilir.

Bir düşünün…
Şu anda ilgilendiğiniz proje ne kadar çabuk değişebilir?
Çevrenizdeki değişikliklere ne kadar çabuk ayak uydurabilir?

Paylaşın...
  • Twitter
  • GoogleBuzz
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Reddit
  • RSS
  • Add to favorites

MS-Sql server da yeni yaptığım geliştirmeleri canlı ortama aktarmam gerekiyordu.

Daha önceleri yakın geçmişteki işlemleri karşılaştırmak için sys.objects tablosundan yaptığım tarih  karşılaştırmaları işimi görüyordu ancak bu sefer durum daha farklı… Yeni tablolar, yeni yordamlar vs. vs. Durum böyleyken ne ekledim ne çıkardım bulmak çok daha  zor.

Fark betiği kolayca nasıl alırım diye düşünürken iki veritabanını karşılaştırmak için iki tane ücretsiz uygulama buldum;

DBComparer

Verdiğiniz iki veritabanını biraz yavaşta olsa tek tek tüm nesneler için karşılaştırıp ekrana çıkartıyor.
Bir yordama yada tabloya tıkladığınızda neyin farklı olduğunu görebiliyorsunuz. Ancak kötü yanı  bu sonuçları kaydedemiyorsunuz.

Free Database Compare

Access, MySQL  veritabanlarını da destekleyen bu uygulama diğerine göre daha hızlı çalışıyor ama uygulama daha amatör bir görünüme sahip.
Veritabanlarının o anki durumlarını kaydedip daha sonra  karşılaştırma imkanı da sunuyor.

Sonuçta ne yazık ki her iki uygulama da fark betiği oluşturmuyor.
Üstelik tabloların yaratma betiklerinde gerekmediği halde alanların dil bilgileri (collation) bulunuyor.

Peki ben ne yaptım?

Sonuçta farklılıkları bulmak için bu uygulamalar yardım etti ama fark betiği işi yine bana kaldı …

Paylaşın...
  • Twitter
  • GoogleBuzz
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Reddit
  • RSS
  • Add to favorites

belki bu sefer…

Nasıl? Güzel değil mi?

J.R.R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’nin görsel şöleni ve içeriksel fiyaskosunun ardından şimdi de hikayenin başına dönüyoruz.
Yüzüğün Bilbo Baggins’in eline nasıl geçtiğine dair hikayenin anlatıldığı Hobbit romanın iki bölüm halinde filme çekilecek.
(Bir anda aklıma Kill Bill geldi… Hala 2. bölümü seyretmedim ve seyretme ihtiyacıda hissetmedim.)
Çekilecek diyorum çünkü şu an için sadece yönetmeni kesinleşmiş durumda; Guillermo del Toro.
Hellboy ve Pan’s Labyrinth’ın yönetmeni olan Del Toro’dan ümitlenmek istiyorum ama tek başına yeterli olacak mı şüphelerim var.
Şöyle ki, senaryo yazarları arasında Peter Jackson var…Zaten yapımcı da Peter Jackson.
Üstelik birde Orlando Bloom kardeşimiz filmde rol alma isteğini belirtmiş. Hatırlatmak isterimki Hobbit romanında Legolas yok!.

İlk bölümü 2012 yılında gösterime girmesi planlanan film için yine Yeni Zelanda’da platformlar kurulmaya başlanmış.
Bu yaz çekimlere başlanması planlanan film ile ilgili daha fazlası için resmi bloguna bakabilirsiniz…
http://www.thehobbitblog.com/

Paylaşın...
  • Twitter
  • GoogleBuzz
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Reddit
  • RSS
  • Add to favorites

sonunda… alis…

Biraz gecikmeli de olsa dün akşam İzmit Dolphin Sinemasında Alis’i seyredebildik. Hemde 3B olarak.  Özdilek AVM’deki 3B’nin kalitesiz olduğunu duymuştuk. Bu yüzden de Dolphin’de 3B’nin devreye girmesini bekledik. Ben gayet başarılı buldum, beklediğimize deydi.

Filme dönersek herşeyden önce bir Walt Disney filmi olmasına rağmen 7 yaş altına kesinlikle hitabetmiyor. Bu yüzden dikkat edilmeli.

İlk sahneden itibaren zaten aşina olduğumuz konu acaba nasıl yorumlanmış diye seyrediyorsunuz filmi. Ortamlar karakterler çoğu zaman beynimizde yer ettiği şekilde karşımıza çıkıyor. Alis hariç!

Alis artık büyümüş kitapta okuduğumuz hikayeden 13 sene sonrasını anlatıyor film. Ama herşey yerli yerinde. Hiç birşey rahatsız etmiyor sizi.

Ortamları ilk gördüğümde nedendir bilemiyorum ama kendimi Heroes of Might and Magic‘in içindeymişim gibi hissettim. Tabi American McGee’s Alice‘ i de unutmamak lazım. Aynı atmosfere sahip neredeyse (Alis yine yaşça daha büyük) ama McGee’deki Alis daha psikopattı unutmayalım…. Bir not daha bu oyun senelerdir film haline getirilmeye çalışıldı ama bir türlü olmadı.

Tim Burton filmden beklediğim o buram buram gotik atmosferleri her sahnede göstermemesine rağmen yinede oldukça güzel bir seyir yaşattı bizlere. Çekimde kullandığı bilgisayar teknolojisi vs.den bahsetmiyeceğim çünkü artık bu tarz işleri artık her filmde görebiliyoruz. Önemli olan bence Corpes Bride’daki gibi stop motion çekmek. Bu kadar zorlanmaya ne gerek var diye bilirsiniz ama bence ama zor iyidir :)

Unutmadan son bir not daha Tim Burton Beyaz Kraliçe’yi bir televizyoncu ve yemek yazarı olan Nigella Lawson’dan esinlenmiş

Paylaşın...
  • Twitter
  • GoogleBuzz
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Reddit
  • RSS
  • Add to favorites

  • Abonelikler


           
  • Kategoriler

  • Arşiv

  •