haatu

yapacak bir şey yok !

Archive for the ‘Kişisel Gelişim’ Category

neden hayır demelisin?

Hayır diye bilmek bir çoğumuzun muzdarip olduğu bir konu. Daha önceden nasıl hayır denilebilineceği konusunda bir yazıyı paylaşmıştım.  Hızımı alamayıp biraz daha değinmek istiyorum bu konuya.

Liderlik evet değil, hayır deme sanatıdır. Evet demek çok kolaydır.   Tony Blair

Evet diyip insanları kırmadığınızı düşünüyorsunuz değil mi? Hayal kırıklığıda yok!
Ama kimin için? Onlar için… Peki ya siz?
Altından kalkamayacağınız sorumluklar ve  yapamayacağınız şeyler için hala evet mi diyorsunuz?
Kendi önceliklerinizi düşünün…
Başkalarının öncelikleri için mi evet diyorsunuz?

Steve Chandler, fikirlerini ve anlatımını sevdiğim bir yazar, başarı koçu, güçlü bir konuşmacı ve iş danışmanı…

İlişkiler üzerin yazdıklarında olaya farklı bir bakış açısından yaklaşıyor ve herşeyden önce “ne istemediğinize bir bakın” diyor.  Neyi yapmak istemiyorsunuz? Başarmak istediğimiz konuları ele alırken ne istediğimizi tarfilemek, ne istemediğimizi belirttiğimizde daha net bir hale gelir. Hayır çok güçlü bir kelimedir. Olaylar karışısında bir duruştur. Akışları engeller…Tek bir hayır ile her şeyi değiştirebilecek bir güç ortaya çıkabilir. ve hayır diyemezseniz bir gün dünya başınıza yıkılabilir. Önce ne istemediğinizi neyi kabul etmediğinizi belirtin.

Ne istediğinizi, neyin öenmli olduğunu bilmezseniz neye hayır diyeceğinizi bilmezsiniz…

pozitif düşünce vs. vs.

Bugün bu yazıyı ilk gördüğümde yine bir olumlu düşünme saldırısıyla karşılaştığımı sanmıştım.

Yani bilirsiniz işte herkesin birbirine söyle olumlu düşün ki herşey olumlu olsun hayatın değişsin vs. vs.
İnsanın kendi hayatı üzerindeki gücünü kabul ediyorum ama artık geyikleşmiş klişeler midemi bulandırıyor.
Hele şu “Secret”tan sonra olay iyice abardı artık.

Neyse bu okuduğum daha konsantre yönlendirmelerde bulunuyor aslında
aynı şeyi 50 kez tekrarlayıp beynimize sokmaya yönelik yazılardan değil.
Ayrıca “neden olmasın ki” diye düşünesiniz diye size mucizevi hayat hikayeleri ve başarı öyküleri de anlatmıyor.
Çok klasikleşmiş cümlelerin yanında aslında kendi kültürümüzde yer etmiş bir çok yaklaşım da var.

Bakınız şu cümleler kullanılmış yazıda;

  • Kendinize neden yapamıyorum diyeceğinize birşeylerin olabileceğini farkedin.
  • Kendi içinizdeki sesin farkına varın.
  • Olumsuz düşüncelerinizi bir böcek gibi ezin ve onları olumlularıyla değiştirin.
  • Sahip olduklarınızı sevin.
  • Hergün yaşamınıza, yetenek ve becerilerinize ve diğer insanların varlığına şükredin.
  • Sahip olduklarınıza odaklanın, olamadıklarınıza değil.
  • Kendizi başkalarıyla karşılaştırmayın ama onlardan ilham alın.
  • Eleştirileri içtenlikle kabul edin ama uzlaşmaz, negatif kişilerinkini değil.
  • Kötü şeyleri gizlenmiş bir hayır, bir iyilik olarak görün. (her işte bir hayır vardır…)
  • Başarısızlığı başarayı giden yolda bir adım olarak görün.
  • Çevrenizi olumlu insanlarla donatın.
  • Daha az şikayet edip daha çok gülümseyin
  • Kendinizi zaten olumlu bir kişiymişsiniz gibi hayal edin ve sonraki hareketinizde o kişiye dönüşün…
How to Be a Positive Person, in Under 300 Words

rahatsız etmeyin!

Kelime olarak düşünüldüğünde sanki ben şimdi çok rahatım ve bu rahatımı bozmayın gibi geliyor insanın aklına. Ama aslında söylenmek istenen şey

“Şu anda birşeyle uğraşıyorum ve senin işin bekleyebilir!”

Çok mu kaba oldu?
Bence değil çünkü yapılan araştırmalar ofiste çalışan bir kişinin saatte ortalama 4 kez rahatsız edildiğini, dikkatinin dağıtıldığı yada çalıştığı işin bölündüğü yönünde.
Dahası bu bölünmelerin ardandan çalışan %40 oranında işine kaldığı yerden devam etmiyor.
Ve daha da kötüsü çalışılan iş karmaşık bir hale geldikçe işe kaldındığı yerden devam etmesi çok daha zorlaşıyor.
Kendi yaşadıklarınızı düşünün. İş arkadaşlarınızın olur olmaz yere size laf atmalarını… Yada inanılmaz ve dayanılmaz sıklıkta çalan telefonları…
Şimdi kimdi hatırlamıyorum ama havuzun içinde yerleştirdiği bir fanusun içinde çalışmalarını yapan birinden bahsedilmişti. Belki sadece bir efsane… Önemli değil zaten çünkü bunu duyduğumdan beri hep bir fanusta tek başıma sadece işimi yapmak istemişimdir.
Rahatsız edilmeden işe odaklanmış bir şekilde çalışmak…
Ev ofisimde serbest çalıştığım zamanlarda gündüzleri uyuyup geceleri çalışırdım. Belki vampir hikayelerine olan sempatimin başka bir sebebi de budur…
Konumuza geri dönersek bir fanus içerisindeki çalışma ortamını bize kimse sunmayacağına göre bu işi başka türlü çözmemiz lazım.
Her telefonu açmayabiliriz mesela.
Ama bu herşeyi çözmüyor tabiki.
Ya iş arkadaşlarımız?
Onları eğitmemiz lazım…
Hatırlayın birisi size birşey sorduğunda yada istediğinde onlara nasıl davranıyorsunuz?
Belki müsait olmadığınızı söylüyorsunuz ama nedense hiç işe yaramıyor değil mi?
Hepimiz aynı hatayı yapıyoruz, insanlara karşı kötü olmamak istiyoruz, onlar tarafından sevilmek, onlara karşı iyi olmak ve kaba görünmemek…
Ne oluyor peki? Sizi çalışırken rahatsız etmeye devam ediyorlar.
Rahatsız edildiğiniz de gülümseyerek cevap vermeyin. Kahve molasında yada öğle arasında konuşabileceğinizi söyleyin ve sözünüzü tutun.
Peki ya “Ama kısa birşey soracağım” gibi konuşma devam ederse?
Kuralınızı asla bozmayın. Kısa yada uzun hiç önemli değil.
Sorusuna cevap vermeyin. Sadece daha sonra konuşacağınızı söyleyin.
İşinizi kimsenin bölmesine izin vermediğinizi herkese öğretin.
Daha sonrasında isterseniz arkadaşınıza bu durumu açıklayabilirsiniz.
Unutulmaması gereken konsantrasyon bozulduğunda tekrar geri dönmesi pek kolay değil.
Bunu hem kendimiz hemde başkaları için aklımızdan çıkartmamakta fayda var.
Michael Bungay Stanier güzel bir yazısının bir parçasını sizle paylaşmak istiyorum…

Hayatımızda net bir şekilde  hayır demenin kolay olduğu bazı insanlar vardır.

  • 1. Grup: Çok yakın ilişkiler içinde olduklarınız; eşiniz, çocuklarınız, en iyi arkadaşınız gibi…
  • 2. Grup: Hiç bir ilişkiniz olmayanlar; telefonda size bir şey satmaya çalışan birisi gibi…

Bir de bu grupların dışında kalan büyük bir grup vardır ki meselemiz bunlarla.
Kimler mi? Mesela iş arkadaşlarınız…
Bu yüzden Hayır demeyi düşünmeyi bırakın.
Nasıl daha yavaş bir şekilde Evet  diyebileceğinizi düşünün.
Çünkü asıl sorun sadece Evet demek değil, hızlı bir şekilde Evet demektir.

Daha yavaş bir şekilde evet demek

Şimdi bir bakalım.
Biri geldi sizden birşey yapmanızı istiyor.
Ve siz başınızı sallayıp onu dinlerken diyorsunuz ki ” Tabi – ama önce bir kaç  sorum olacak”
Ve sonra aşağıdaki sorulardan en az 3 tanesini seçip sormaya başlıyorsunuz

  • Neden benden istiyorsun?
  • Başka kimden istedin?
  • Acil derken ne kastediyorsun?
  • Şayet bu işin bir kısmını yapsam hangisi olur?
  • Bu işin hangi kısmı sadece benim yapabileceğim bir şey?
  • Ne standartta bu işin yapılmasını bekliyorsun?
  • Bu iş yapılacaklar listemde bekleyen X,Y ve Z işlerinden daha mı acil?
  • Benim hakkımda bu iş ile ilgili x kişisi ile görüştün mü?
  • “En önemli proje”mize bu iş nasıl bir katkıda bulunacak?

Eminim neden bahsettiğimi anladınız. Ve hiç şüphem yokki sizde bu listeye bir kaç soru daha ekleyebilirsiniz.
Daha yavaşa bir şekilde evet demeye başladığınızda aşağıdaki 4 şeyden biri olacak.

Birincisi, karşıdaki kişi sorularınız hepsini cevaplar ve Evet diyebileceğiniz bir ortam oluşur ki bu güzel birşeydir. Çünkü doğru bir sebep için Evet diyeceksinizdir.

İkincisi, size soru sormayı kesip işe başlamanız söylenir. (ne yazık ki bu yöntem her zaman işe yaramayabilir)

Üçüncüsü, sorularınız ardından onları cevaplandırmak için giderler böylece size en azından biraz daha vakit kazandırır.

Ve son olarak (tabiki beklediğimiz güzel sonuç) gidip onlara daha az sorun çıkartacak yavaş evet deme sanatı konusunda bilgisiz birisinden bu işi isterler.

tamamı için …

bir konuya odaklanıdığınızda dış faktörleri yok sayamıyorsanız bir süre sonra kafanız dağılır. hele bilgisayar başında iş yaparken bu dikkat dağıtıcılarla çok daha fazla karşı karşıya gelirsiniz.
sürekli odaklanmış, konsantre (deterjan reklamı gibi oldu…) çalışmak için geliştirilmiş bazı teknikler var. mesela 10 dakika çalışıp 2 dakikalık kısa bir ara vermek gibi… bu süre çok kısa o kadar çabuk dağılmıyorum diyorsanız 25 dakikaya 5 dakika yı önerelim hatta 3 sefer kısa aradan sonra birde uzun ara verelim. böylece patronunuzu mutlu edecek şekilde yüksek verimle, daha az dağılarak, az zamanda çok iş yapabileceksiniz… daha fazla bilgi için

ben biraz fazla konsantre -hipnotize- çalıştığım için pek bu tip sorunları yaşamıyorum ama yinede bildiklerimi paylaşmak istedim…


  • Abonelikler


           
  • Kategoriler

  • Arşiv

  •