yapacak bir şey yok !
7 Tem
Uzun zamandır yazmak istediğim bu olayı sonunda sizinle paylaşabileceğim. Büyük heyecanla aldığınız Actifry ‘ınızın yanında yemek kitabı olduğunu kontrol etmenizi öneriyorum. Actifry‘ı hızlıal alışveriş sitesinden sipariş etmiştim. çok kısa bir zamanda elime ulaşmıştı ve ben de güzel güzel patates kızartmalarımı, köftelerimi yapıyordum.
Bir gün İstanbul’da bir AVM’de tefal şubesinde Actifry‘ın yanında 50 adet tarif olan Actifry Yemek Kitabını gördüm. koştum, koştum ve kitabı elime aldım. “aaaa, ne güzel… ne kadar fiyatı” diye ilgili bayana sordum. Bayan da bana “fiyatının 450 TL olduğunu” söyledi. ben de bir anda şaşırdım “yok,kitaptan bahsediyorum” dedim. bayan da kitabın parayla satılmadığını, Actifry alan müşterilerine hediye verdiklerini söyledi. Çok şaşırdım. bana vermediklerini söyleyince tefal merkezi aramamı söyledi.
İçim içimi yiyordu. Nasıl olur da bana vermemişlerdi. O kitap benim de hakkımdı. Ertesi gün tefal merkezi aradım. Tefal şubelerinden alınmadığı için kitabı veremiyeceklerini söyledi. Yine de beni mağdur etmemek adına fotokopisini gönderibileceklerini söyledi. Ben de bunu kabul edemiyeceğimi, Actifry”ı hizlial’dan aldığımı, bana da aynı şekilde kitap vermelerini tekrarladım. Bu sitelerin kendi kontrolleri dışında olduğunu söyledi. aaa iyice şaşırmıştım. Anlayamadığımı bu sitelerin kaçak mı sattıklarını, bu satışlardan Tefal’in kazancı yok mu diye sordum. ıhh mıhh dedi. Elimden bişey gelmiyor, aldığınız siteyle görüşün dedi.
Gayet sinirlenmiş bir şekilde hızlıal‘ı aradım. Müşteri temsilcilerine ulaşamadım ve rastgele dahili numaralarını çevirerek teknik servise ulaştım. Karşıma çıkan beyin konuyla ilgisi olmadığı halde gerekli konuşmayı yaptım. En son “Yemek kitabımı kim aldı, neden bana vermiyorsunuz” şeklindeki sorularımı hatırlıyorum. beyefendi gayet sakin bir şekilde “İlgili birime aktarabileceğini” söyledi. tabiki müşteri temsilcilerinden kimse çıkmadı. ben de hızlıal’a mail gönderdim. Hemen cevap geldi. En kısa zamanda kargoyla göndereceklerini söyledi veeee ertesi gün kargoyla aldım.
Bu olaydan sonra sizlere söylemek istediğim eğer tefal actifry almak istiyorsanız kesinlikle yemek kitabını da isteyin, vermezlerse mücadelenizi edin.
6 Tem
Belki de NoSQL veritabanlarından bahsedildiğinde ilk akla gelen veritabanı mongoDB… Belge bazlı veritabanlarından biri olan bu veritabanın yine yüksek ölçeklenebilirlikle şemasız bir yapı sunuyor. Bu yapıda klasik ilişiksel veritabanlarında tablo olarak tanımladığımız yapının karşılığı kolleksiyon, tablonun satırları ise belge olarak nitelendiriliyor. Hızı, uygulama geliştirme sürecine getirdiği kolaylık, verileri binary olarak JSON formatında (BSON) tutuyor olması sahip olduğu diğer özellikler arasında.
MongoDB php den ruby’e bir çok programlama dili üzerinden kullanılabilmekte. Ayrıca dinamik sorgulama ve indeksleme yeteneğine sahip ve Redis‘te olduğu gibi bölümlenme (sharding) otomatik olarak sağlanıyor. Bölümlenmeyi tekrar izah etmek gerekirse bir tablodaki satırların ayrı ayrı yerlerde tutulması olarak tarifleyebiliriz.
Web uygulamalarında , ön-bellekleme ihtiyacı olduğu durumlarda, yüksek hacimli veriler çalışıldığında yada ölçeklendirme ihtiyacının olduğu durumlarda iyi bir çözüm olarak mongoDB değerlendirilebilinir.
2 Tem
NoSQL konusuna girince (bakınız NoSQL – Herşey SQL değil) bazı veritabalarına da detaylı bakmak gerekiyor.
Mart 2009′dan bu yana kullanıma açılan Redis’te bunlardan birisi…
Özellikle ön-bellekleme (caching) ve istatistiksel verileriniz için ideal bir ortam sunmakta.
Belge ve Anahtar-değer veritabanları grubu içerisinde yer alan Redis’in en büyük özelliği
veriyi bellekte tutması ve dolayısıyla da hızı.
Şimdi bu bellek olayını biraz açmak gerekiyor.
Sabit diske baktığınızda yapı olarak dayanıklı ve yüksek kapasiteli olmalarına rağmen
verilere sıralı erişim yapıyor olması yüksek performans gerektiren işlemlerde bir dezavantaj.
Gecikme sürelerine baktığınızda bellekteki bir bilgiye ulaşma hızınız ortalama bir hardiskteki aynı veriye ulaşma hızınızdan yaklaşık 10000 kat daha fazla.
Unutumadan söyleyelim Redis bellekteki bilgileri arada bir de diske yazıyor…
Bu iş için iki tip yöntem uygulanıyor; bellek kopyalama (snapshotting) ve sadece eklenebilir dosya (append only file)
Bellek kopyalama belirli aralıkla asenkron olarak tüm belleğin diske yazılması. En büyük dezavantajı ise bir çökme anında bazı verilerin diske yazılmamış olması durumu.
Sadece eklenebilir dosya yönteminde ise her yazma komutu çalıştırıldığıda bu bilgi loglanıyor ve sunucu şayet tekrar çalıştırılırsa bu komutlar yeniden işletiliyor.
Redis’e php, java, c#, ruby, python gibi bir çok farklı dil üzerinden erişebiliyoruz. Tabi telnet üzerinden de…
Veri tipi olarak string, list, set ve sorted set ile çalışılabiliniyor…
Replikasyon yapması çok kolay. Master-slave yapıda çalışan bu yineleme için
sadece hangi sunucunun uydusu (slave) olduğu belirtmeniz yeterli oluyor. Ayrıca bir uydunun altına başka uydular da bağlanabiliniyor.
Atlanmaması gerek bir diğer konu da dağıtık yapıya izin veren ve bölümlenme diye tabir edebileceğimiz sharding özelliği.
Basitçe bölümlenme bir bir veritabanındaki tablonun satırlarının ayrı ayrı yerlerde tutulması anlamına geliyor.
Bu yapılanma yine Redis içerisinde kolayca yapılabiliniyor.
Bitirmeden bir şey hatırlatmak isterim.
Verinizin miktarı elinizdeki bellekten daha büyükse redis’i tercih etmek yanlış olacaktır…
Daha fazla bilgi için : http://code.google.com/p/redis/
1 Tem
Bir nevi protesto gibi değil mi?
No sql!! Aslında anlatacağımız “Not Only SQL”…
Programcılık adına çoğumuzun yaptığı bir veritabanın olsun, yazdığın uygulama ona bağlasın, okusun, yazsın.
Kullandığımız uygulama geliştirme ortamına göre yazım şekilleri değişir ama iş veritabanı kısmına geldiğinde; select * from …
1998 yılında ilk kez Carlo Strozzi bu kelimeyi teleffuz ettiğinde sadece kendi yazdığı bir ilişiksel veritabanı yönetim sistemini tanımlamaya çalışmıştı.
Ancak 2009 yılının başlarında bu kelime artık daha farklı bir şey ifade ediyordu. NoSQL artık ilişiksel olmayan, dağıtık, şemasız, açık kaynak kodlu ve yatay olarak ölçeklenebilir yapıda olan yeni nesil veritabanlarına verilen bir ad olmuştu.
Bir sürü alt başlık altında gruplanabilen bu veritabanları da nereden çıkmıştı?
Bir anda ne oldu peki böyle oldu ?
Herşeyden önce depolanan veri miktarı çok ama çok artmaya başladı.
IDC verilerine göre 2006 yılında 161 milyar gigabyte veri oluşturuldu. Bu, şimdiye kadar yazılmış kitaplardaki bilgilerin 3 milyon katı.
Başka bir nokta ise bilgilerin birbirleriyle olan ilişkilerinin, bağlantılarının hergeçen gün daha da artıyor olması.
Mesela bir web sayfasındaki linkler yada blogdaki bir yazının üzerindeki etiketler…
Birde yapısallaşmaya doğru giden bir yol var ki artık elimizdeki veriyi tek bir ifade ile belirtemiyoruz.
Her bir varlık için daha çok daha fazla veri, parametre, ilişki vs. tutmamız gerekiyor.
Tabi alt yapılarımızda değişti artık bir uygulama + bir veritabanı formülünü çöpe attık diyebiliriz. çok uygulama + bir veri tabanı formülünün ise ömrü bitti bitecek.
Artık ayrık mimariden ve bulutlardan bahsediyoruz…
Klasik bir uygulama yazıyorsanız belki bunlar size çok şey ifade etmeyebilir. Ama sosyal ağları düşünün.
Twitter, facebook gibi çok büyük verilerle uğraşan sistemlerde veri karmaşıklığı çok yüksektir ve ilişiksel veritabanları bu durum karşısında performans sıkıntıları doğuracaktır.
İşte NoSQL veritabanları bu problemlere yönelim çözümler geliştirmek adında ortaya çıkan veritabanlarına verilen genel bir ad.
Bir çok alt başlıkta gruplanabildiğinden bahsetmiştik. Şöyle bir kaç belli başlı başlığa göz atalım;
Elimizdeki verileri nasıl sorgulayacağımız geldiğimizde bizlere yollar sunulmuş
Örneğin bazı veritabanları SQL alternatifi sorgulama dilleri geliştirmiş, bazısı ise kendi API’lerini oluşturmuş. Bazılarında veri üzerinde değişiklik için JSON gibi formatlar kullanılmış. Hepsi ayrı ayrı konuşulması gereken şeyler belki ama genel fikir şu;
Herşey SQL değil…
Kaynaklar: http://nosql-database.org/ sitesi bu işi size anlatacak yegane site diyebilirim. Konuyu daha çok sitede de bulabileceğiniz Tobias Ivarsson’ın sunumu üzerinden anlattım…
29 Haz
Yazın sıcaklarda hafif yemek isteyenler için kaçırılmayacak bir tarif. Patlıcanları kızartmıyoruz, közlüyoruz ve kıyma yok, tavuklu. Karışıma hiç yağ koymadım, sadece tavuğun kendi yağı bulunuyor. patlıcan közlemesini seviyorsanız hemen yapmanızı öneririm. İşten geldikten yarım saat içerisinde yemeğim hazırdı. Önce patlıcanları közledim közmatik ile
ama ne matik. közlerken patlıcanları çatalla deldim. patlıcanlar közlenirken harcı hazırladım. patlıcanlar ve harç tamamlanınca biraz da karnıyarık tenceresinde 6-7 dak. birlikte pişirdim. Hadi afiyet olsun… detaylar aşağıda..
malzemeler:
4 orta boy patlıcan,
250 gr. tavuk göğsü,
2 adet domates
3-4 biber,
yarım çorba kaşığı salça
yarım su bardağı sıcak su
kekik,tuz,karabiber, kırmızıbiber.
Yapılışı: Patlıcanları varsa közmatikte yoksa fırında veya ocak üzerinde (eski usül) közlüyoruz. Közlemeden önce patlıcanları çatalla 4-5 yerinden delelim. tavuk göğsünü kuşbaşılık doğruyoruz. Tava veya tencereye alıyoruz. Domateslerimizin kabuklarını soyarak,küçük kare şeklinde doğrayıp ilave ediyoruz. Salça ve isteğe göre baharatlarımızı ilave ediyoruz. (kekik çok güzel yakışıyor) Harcımızı kavurmaya başlıyoruz. yaklaşık 5-6 dak. sonra sıcak suyu ilave ediyoruz.
Patlıcanları közledikten sonra soğuk suyun içerisine koydum. Tüm kabuklarını soydum. Kabukları soyulmuş patlıcanları karnıyarık tenceresinin içerisine koyun. Patlıcanların içerisine harcımızı koyuyoruz. Varsa harçtan kalan suyu tencere içerisine ilave edin. Su eksik gelirse bir miktar daha sıcak su ilave edin. yaklaşık 5 dak. birlikte pişirin.
Patlıcanlarım ve harcım güzel piştiği için çok fazla birlikte pişirmedim. Siz de patlıcan ver harçın durumuna göre süreyi uzatabilir veya kısaltabilirsiniz.
Bir dahaki sefere patlıcanlara ayrı bir sos denemek istiyorum…
Afiyet olsun.